i Beyhude Com, Net, Org Kültür-Sanat Sitesi - Köşe Yazarları: İKİNCİ YENİ ÖYKÜNMECİ MODERNİZM
     
  Kaydolmak İçin Tıkla
Üye Menüsü
Anasayfa
      »
Anasayfa
      » Arama
      » Yazı Arsivi
      » Yazı Gönder
      » Konular

Üye Menüsü
      » Hesabınız
      » Bilgilerini Değiştir
      » Anasayfa Değiştir
      » Özel Mesajlar
      » Üye Listesi
      » ÇIKIŞ 

İletişim
      » Forumlar
      » İletişim Formu
      » Bizi Önerin

 
Kimler Bağlı
Toplam Üye: 2004
Aktif Üye: 0
Aktif Ziyaretçi: 146
Üye Adı
Şifre
Beni Hatırla
 
Forumlar
Başlık 2031
Mesaj 22058
Cevaplar 20027
Üyeler 2004
Son 10 Forum Messajı

SES - YAPI ALGORİTMASI
Son Mesaj: SUS Düşüncenin Akışı
08/05/2012 03:01
ÇAL! A KALEM...
Son Mesaj: tuta Deneysel Çalışmalar
09/04/2012 06:22
unutma hastalığı
Son Mesaj: lodos48 Öykü / Kısa öykü
29/03/2012 12:40
kısa öyküler
Son Mesaj: lodos48 Kısayoğun Öyküler
15/03/2012 12:58
Forum Arama
Profil Öz. Mesaj
 
Salih Öztürk
Salih Öztürk
nospam
Eklenme Tarihi: 2011-10-21 16:21:06
Okunma Sayısı: 258
BlinkList del.icio.us FaceBook Folkd Furl Google Linkarena Mister Wong oneview Webnews Yahoo MyWeb YiGG Arkadaşına Gönder Yazdir
İKİNCİ YENİ ÖYKÜNMECİ MODERNİZM

İkinci Yeni’nin kökleri toplumsal yıkımın ve insan kıyımının en üst düzeye eriştiği yıllarda ortaya çıkmış olan Dadaizm’de aranmalıdır.

 “Dadaizm Birinci Dünya Savaşı sırasında ve savaşı izleyen yıllarda baş gösteren karışıklık ve karamsarlık, kişi ve toplum ahlâkının yozlaşması, inançların sarsılması, değer yargılarının alt üst olması; derin bir umutsuzluğa kapılan, her şeyi kuşkuyla karşılayan genç kuşağı toplumda ve sanatta alışılmış her şeyi inkâra ve yıkmaya yöneltmiştir. Daha sonra bu akım yerini “gerçeküstücülük”e bırakmıştır.” *

Tüm iyi değerlerin çöktüğü ve aklın bu değerleri korumakta zorlandığı, korumaktan öte kargaşanın nedeni olduğunu öne süren Dadaistler anlam yerine anlamsızlığın yeni bir anlam doğuracağını ve art belleğimizde “başka bir insan” olduğunu savlamışlardır. Burada İkinci Yeni için söylenmesi gereken nokta “anlamsızlığın anlamı”dır. Bu nedenle, anlamlandırılan biçim ve anlatı bozulmalıdır. Bozma bilinçli bir edimdir.“Kurulu olan”ın dışında da bir anlam kurulabilir. Şiirde bu nedenle belirlenmişleri yok saymış, belirlediklerini de sürekli değiştirmiş ve kuralsızlaşmışlardır. Sözcükten dizeye, dizeden tümceye ve imlere kadar anlam, yapı; “boz yap” anlayışıyla ele alınmıştır.

İkinci Yeni şiir anlayışının bir öykünme olduğunu, kendi içinde oluşumunu toplumsal durumlara göre belirlemediğini belirtmeliyim. Dadaizmin ve ardılı akımların ortaya çıkmasında dünya üzerinde oynanan oyunların, ulusal ve evrensel çalkantıların ve değişimlerin etkisi yadsınamaz. İkinci Yeni’de amaç, sanatta yeniyi yaratmak değil, daha önce oluşanı yıkmak için daha önce denenmişi denemektir. Kısacası, her şeyde olduğu gibi modern deneni alıp kendine uygulamaktır. Bu akım, 1. Yeni’nin yaptığı yeniliğe eklemeler yapmış, dili “bozma” yoluyla Birinci Yeni’ in söyleyiş ve yalınlığına da karşı çıkmıştır. Yine de modern şiirin önemli bir basamağıdır İkinci Yeni. Dili parçalamak, alışılmış bağdaştırmalardan uzaklaşmak, imgeyi beynin ücra köşelerinden bulup çıkardıktan sonra yaşamda gerçekliğine oturtmak, anlamlandırmak İkinci Yeni’nin birdenbire yaptığı bir şey değil. Her yeni, eskinin içinde doğmuştur. İkinci Yeni öncelikle Birinci Yeni’ ye karşı duruştur:

“İlahi doktor bey, tuhafsın. Demek ne diyormuş: - Rakı şişesinde balık olsam- ha… Yok, devenin pabucu” (Turgut Uyar-Şiir Üzerine Mektup. Varlık,sayı 361, 1950) Birinci Yeni de şairaneliğe karşı çıkarak şiirini kurmuştur. O da modern şiiri kurma savındadır. Birinci Yeni olmasaydı İkinci Yeni hangi karşı çıkışla başlayacaktı ki? Geleneğe karşı olma Birinci Yeni gerçeğiyle ne kadar örtüşüyorsa İkinci Yeni de geleneğe karşıdır hem de geleneğe karşı olan Birinci Yeni’ye.

İkinci Yeni üstüne çok şey söylendi ve söylenmesi de gerekiyor. İlhan Berk’ in “ŞİMŞEKLİ BİR GECEDE ESKİ İBERİK VE ÖLÜM ÜSTÜNE KONUŞMALAR” adlı şiirinden yola çıkarak “şiirde bozma- anlamsızlığın anlamı “ üzerinde çalışalım:

NOT: İ.BER(İ)K ( İ. Berk, İberik sözcüğüyle İkinci Yeni’de sıkça görülen sözcükte sapmaya yer veriyor.)

Konuşma dilinde vurguyla, yazı dilinde gerekli yerde kullanımlarıyla heyecansılığı belirten soru imi ve ünlem imi, Şimşekli Bir Gecede Eski İberik ve Ölüm Üstüne Konuşmalar şiirinde şaşırtıcı bir biçimde duygudan duyguya gönderme yapıyor. İlhan Berk bu duygu kaymalarını aynı tümcelerde ve değişik kullanımlarıyla, imleri de sözcük düzeyine çıkararak “okuyucuyu” iç dünyasıyla dizelerinin içine çekiyor.

Şiire Kur’an’ dan bir alıntıdan sonra;

“- Eylül geldi bile!” tümcesiyle başlıyor. Kullanılan ünlemin dizeye kattığı anlam- duygu, her okumada değişkendir; beklenmezlik, şaşkınlık, kızgınlık, kabullenme, yakınma...

Sonraki konuşmalarda da ünlem ve soru imi bilinen görevi dışında kullanılacaktır.

-Ne sessizlik!

-Evet ne sessizlik!

Sessizliğe yapılmış bu ünlem vurgusu, okuyucunun sessizlikle, ortamla bütünleşmesine ve durağan mekânını sorgulamasına neden oluyor. Bu sorgulama soru iminin de kullanımında kendini gösteriyor.

“Kim bilir nereye gidiyordu?” Bu dizede soru anlamı olmadığı halde soru imi kullanılmış. Yiten bir varlığa duyulan acı ile birlikte, gidilen yerin de bilinmezliğini vurguluyor İlhan Berk. Kısacası; yanlışlık diye belirteceğimiz bir kullanımı şair doğru kullanıyor.

“Olmakla olmamak arası. O boşluk!”

Bu dize ise, eksiltili bir söyleyişle, okuyucunun heyecansılığını kendince belirleyebileceği olanaklar taşıyor. O boşluk, birey dünyasının çağrışımlarıyla örülüyor. Her okuyucu o boşluğu kendince doldurmak için dizeyle birlikte soluklanıyor. Bu soluklanma, bir sorgulama anıdır, bir karar anıdır. ( belki de nasıl yaşayacağına karar vermek...)

Ünlemlerin kullanıldığı diğer dizeler;

Sesler

- bir ses!

-Evet, bir ses!

Bir musluk açık kalmış olmalı.

- Hayır, mihaliki kuşunun sesi bu!

Bu dizelerde seslenmeleri ve duyguları alımlayıcının yaşadığı kadardır.

(İkinci Yeni şairlerinin kendi duyguları sessizdir, bu nedenle sese yönelirler. Alımlayıcının ünlem ve ses algısı o kadar da ilgilendirmez onları. Kendileri için yazarlar. Dil, onların elinde oyuncaktır. Anlamak gerekmiyor, anlatma gibi bir kaygıları da yok. Toplumcu gerçekçilerden ayrılan yönü de belki de budur. Toplumcuların bir derdi vardır, iletilerini modern şiirin getirileriyle sunsalar da öncelik iletidir. İkinci Yeni’nin modernite derdi yadsınamaz. Şiirde arayışlar bireysel yenilikleri taşır. Bu nedenle belki de İkinci Yeni şairleri kendi içinde çatışmış ve en yeni İkinci Yeni benim demişlerdir.)

Özellikle şiirin sonunda kullanılan noktalama imleri “ çokluk” kavramını içi nde taşıyor. Aynı durumda çok belirtecini iki kez ve pekiştirmeli kullandığında ünlem imini kullanmıyor şair.

-Biliyor musun; seni çok seviyorum!

(...)

-Seni çok seviyorum!

(...)

-Seni çok seviyorum! (...)

-Seni çok, ama çok seviyorum!

Sonra bir gök! Duran! Duran! Hep duran! ( Okumalarda değişik duygu değeri katılabilir bu dizede. Özellikle “hep duran!”da bir baş edemeyiş. Bilinene meydan okuma karşıtlığı yaratılmış ki İkinci Yeni’nin bir özelliği bu.) -

 Seni çok, çok seviyorum.

(...)

-Seni çok, ama çok seviyorum!

- Seni çok seviyorum!

Görüldüğü gibi kullanım ses yönüyle aynı olsa da İ. Berk ünlem imiyle oynayarak şiirin duygu değerini şaşırtıcı bir biçimde değiştiriyor. Hele son iki dizede;

- İyi geceler! İyi geceler! İyi geceler!

-Demek gidiyorsunuz.

Kullanımında “iyi geceler” ünlenmesinde, derecelemenin yönü belirsiz. Ses kendini yükseltiyor mu, ses içine mi kapanıyor? Bu belirsizliği bir imle ustaca sunmuş.

İkinci dizede ünlem, soru anlamlıysa soru imi kullanılması gerekirken Berk noktalama imi kullanarak biten bir durumu sezdiriyor.

Şiirin okuyucu ile ilişkisinde süregelen gelgitlerin anlam çatışması ile belirlenen yaşama bakış ve belirsizlikte görülen temel öğe yalın söyleyişin İkinci Yeni öğesini sırtlamasıdır.

- söylenenlere bakılırsa denizi görmeye gidiyorlardı.

-(...) Bir musluk açık kalmış olmalı

- Biliyor musun, seni çok seviyorum.

Yürüdüktü bir zaman biz de arkalarından.

Bu söyleyişlerin öncesinde ve ardında “ses” ve “sese yüklenen anlam”ın belirsizlik çatışmaları sürmektedir. Cehennemini arayan, bulduğunda da ne yapacağını bilemeyen birey ve sesin doğallıktan doğaüstüne yüklenen “yaşam” değerlendirilmekte.

“ Çocuklara baktım,

Çocuklar geçerken korkunç güzeldir! Ama

Gitmedi bu ölüm duygusu içimden.

“Bazı şeyler yaşadıklarımızı aşmadıkça

Bilinmiyor.”

Bazı şeyler kendi içinde bilinmezliği taşırken, bilinmezlikle daha bilinmez duruma geçiyor.

Nedir bunun anlamı?

Tüm anlam İberik’ ten alınan kartla çözülüyor.

Şiirin bu bölümünde vurgulanan duygu “ Seni seviyorum” la bütünleniyor... Sonrasında yine ayrılık... -

Demek gidiyorsunuz.

Gidilen yerin anlamı ”Seni seviyorum”u da kendi içine döndürüyor...

Seni seviyorum İBERiK yolcusu...

Boşluğun kendini duyurması, ağzın yaban otu kokması,, bir ağacın büyümesini durdurması, ölümün orda(İberik) yavaş olması, göğün sürekli durması; imgeleri, şiirin genel imge söyleyişinden ayrılıp bir başlarına şiirde yer bulan imgelerdir. Ayrıca “ komşu taşlar” bağdaştırması da birim içinde karşıtlığı kurmuş:

Bir yerde taşlar komşu taşlara çarpıp düşer ya

(...)

Sonra birden her şey susuverir.

Son olarak şiirin ses yönüne değinmek istiyorum.

Şiirin genelinde var olan, benim rastgele seçtiğim;

“Bir yerde taşlar komşu taşlara çarpıp düşer ya

Bir boşluk kendini duyurmuş olmalı

Hani çok sıkılırsın da şöyle sokağa çıkayım dersin

Hala açık duran gözlerine baktım

Kapıyı çarpıp çıktım sonra, sokaklara vurdum

Çocuklar geçerken korkunç güzeldir”

Bu dizelerle birlikte şiirin sonunda yinelenen;

“Şimşek çakıyor”, “seni çok ama çok seviyorum” tümceleri şiirin müzikalitesini sağlıyor. Ş, S, K, Ç sesleri şiirin genelinde vurguya yardımcı. Ayrıca, şiirin “sesler”le söyleşi içinde sürdüğünü de belirtmeliyim.

Bu şiir, İkinci Yeni’ nin ses, imge, durumdan duruma geçiş, anlam düzeyinde anlamsızlık ve olayı reddediş anlayışını her yönüyle kendi içinde barındırmakta.

İkinci Yeni’nin toplumsal değinileri, kullandıkları “argo” kadardır. “Şiirin bir şey anlatmakla yükümlü olmadığını” kendileri dile getirirken kendilerine yönelik eleştirileri de sanatsal bağlamda çürütmeye çalıştılar. Klasik estetiği yıkma eğilimi “öteki” kavramıyla çözümlenmeye çalışıldı. Şiir, yeni bir dili oluştururken ötekini yıkmak zorundadır ve İkinci Yeni’de “öteki”, şiirin başat kişisidir, klasik insan da yıkılmalıdır. İkinci Yeni, günümüz şiirinde etkili olabilecek kadar bireysel bir karşı duruştur. Yalnızlaşan ve kendini “öteki” duyanların yıkım duygusudur. Sivildir; ama “toplumsal anlamda” itaatsiz de değildir. Yadsınmaması gereken bir şey de İkinci Yeni her zaman 2. yenidir.

 

SALİH ÖZTÜRK


 Bu Yazıya ait yorumlar (0)  

Yazarın Son Yazıları